hangi kanalda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hangi kanalda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2013 Pazar

Adnan Menderes'ten metresinin kocasına: "Karını boşa, ben alacağım!" (Gerçeğin objektifinden: Ben Onu Çok Sevdim)




Menderes’i tanıyalım.

İşte bir Adnan Menderes klasiği; bir çok kere evlilik dışı yasak ilişki(zina) yaşamış. Hem de devletin ve milletin paralarıyla bunlara evler de almış. Yetmemiş evli kadınlarla bile zina etmiş. Hem de kocalarının evde olduğu zamanlarda... Hem de resmi araçlarla, eskortlarla gitmiş bu zina törenlerine...

Günümüzde Tayyip Erdoğan’ın biz Müslümanlara çok büyük bir lider gibi gösterilmesi gibi o zamanlarda da Adnan Menderes halka kurtarıcı, büyük dava adamı gibi sevdirilmişti… Oysa Adnan Menderes hem aile bağları olarak Yahudi kökenliydi, Sabetaycıydı hem de yaşam tarzı olarak gayr-i İslami hatta gayr-i insani idi…

Artık ülkemizde Müslümanların popülist bakış açılı değerlendirmeleri bir kenara bırakıp gerçekçi bir tarih ve dava anlayışına sahip olma zamanı geldi de geçti bile…


_______


Genç bir kadın. Henüz 25 yaşında. Bir gece, bir davette başbakanla tanışıyor. Daha doğrusu başbakan onu uzaktan görüyor, elinden tutuyor ve bahçeye çıkarıyor. Sonra saatlerce dolaşıyorlar. Film gibi değil mi? Opera sanatçısı Ayhan Aydan ve Adnan Menderes’in tanışmaları aynen böyle cereyan ediyor... Ancak Ayhan Aydan, bu ilişkiyle ilgili adeta sessizlik yemini etmişti. Birkaç istisna dışında kimseyle konuşmamıştı. Bunlardan biri eski bakan, yazar Yılmaz Karakoyunlu’ydu. “Hatırla Sevgili” dizisinin danışmanlığını da yapan Karakoyunlu, uzun uğraşları sonucunda Ayhan Aydan’la bir dizi görüşmede bulunmuş ve edindiği bilgilerle “Yorgun Mayıs Kısrakları” romanını yazmıştı. Böylece biz de kendisiyle geçen hafta sonsuz bir suskunluğa gömülen Ayhan Aydan’ı yani Cumhuriyet tarihinin en gizemli kadınlarından birini konuşabilme fırsatı bulduk


Çok zeki, asil ve aranılan bir kadındı

Cumhuriyet tarihinin en gizemli kadınlarından biriydi Ayhan Hanım. Siz onunla tanıştınız. Nasıl biriydi?
Çok zekiydi. Sorduğum bir sorunun yanıtının başka hangi soruya varacağını tahmin eder, onu da kapsayarak konuşurdu. Müthiş bir gözlem yeteneği vardı. Hiçbir zaman gözü yaşlı olmadı. Yaşadıklarını anlatırken kendinden geçmedi. Vakur ve gururluydu. Ama en önemlisi olayları anlatırken, olayların içinde oturup çeperindekileri kendi etrafında döndürecek bir kabiliyete sahipti. Böyle bir kadından bir erkek çok hoşlanır. Çok da güzel bir kadındı. Tavırlarından da anlıyorsunuz ki her şeyiyle güzel bir kadındı. Ayrıca karşı tarafı kötüye kullanmayan... Ama darbe yemiş bir kadındı da. Bu darbe Adnan Bey’in diğer kadınla (Suzan Sözen) sürdürdüğü ilişkiydi...


Neden?



Adnan Bey, onunla tanışmadan önce de çapkındı. Hatta 1946’da dönemin derin devleti, Adnan Bey henüz başvekil değilken, çok iyi bir hatip, çok iyi muhalefet yapıyor diye “Nedir bu adamın hayatı, araştırın” demiş ve sevgilisi Mukaddes Hanım’la hangi saatte ne yapıyor öğrenilmişti. Bunlar devlet zabıtlarında vardır.
Ayhan Hanım, Menderes’in diğer ilişkilerini nasıl karşılıyor?
Çevresindekiler Adnan Bey’in ilişkilerinden onu haberdar ediyor. Ama Ayhan Hanım, Adnan Bey’i onu o kadar seviyor ki, “Yeter ki senden bir çocuğum olsun” diyor. Yani “Eşini boşa, beni al” gibi bir talebi yok. Şunu da unutmamak gerek; Türkiye’de başbakan sevmeye hazır, on binlerce değil yüz binlerce kadın bulursunuz. Türk kadını otoriteyi sever. 1950 koşullarında bir başbakanı sevmek ise fevkalade önemli bir hususiyet. Ayhan Hanım bunun da farkındaydı. Ama bu hiçbir zaman Adnan Bey’den bir şey talep etmek tarzında olmadı. Yani “Ahmet’i oradan al, buraya koy gibi.”

Her ne kadar Ayhan Hanım aşık olsa da bu çok zor bir ilişki. Onu bu ilişkide tutan ne?
Ayhan Hanım, o sırada 25-26 yaşında. Adnan Bey ellilerinde... Onun yanında yaşadığı mutluluğu çok iyi tarif edip Ayhan Hanım’a hissettiriyor. Mesela Ayhan Hanım “Küpem kayboldu” diye anlatmıştı; oturup saatlerce arıyorlar. Dikmen’deki gazino kapatılıyor, korumalar falan hep birlikte arabaların farlarını yakıp, küpenin taşını arıyorlar. Ayhan Hanım “Benimle beraber gözlerime baka baka aradı”
demişti.

Aşırı kıskançtı, şoförsüz sokağa çıkarmazdı

Adnan Menderes, metresi Suzan Sözen'in kocasını İstanbul Emniyet Müdürü yapıyor. (Gerçeğin objektifinden: Ben Onu Çok Sevdim)

Gerçeğin objektifinden: Ben Onu Çok Sevdim
Gerçeğin objektifinden: Ben Onu Çok Sevdim


Kendisi Evli, Metresi Evli... Kendinin zaten çocuğu var, metresinin de çocuğu var... Kendi 50, metresi ise 25 yaşında... Metresinden veled-i zina bir çocuk bekliyor ama bu arada İstanbul Emniyet Müdürünün eşini de metres ediniyor, bu adam(!) hiç ama hiç boş durmuyor ve bütün sefil/rezil yaşamına rağmen Müslüman gençliğe kahraman olarak tanıtılıyor: Ali Adnan Menderes...

Can Dündar'dan okuyoruz ve Adnan Menderes'in toplum ahlakını zedeleyecek, genç nesillere kötü örnek olacak bir çok yüz karası kötü hareketini "aşk" ve "sevgi" gibi insani kelimelerle örtmeye çalışmasını kınıyoruz... Menderes'in, metresi Ayhan Aydan'ın hamileliği sırasında yine evli olan İstanbul Emniyet Müdürünün eşi ile de ilişkiye girmesini hiç yorumlamamasını da manidar buluyoruz...

_____

Ayhan Aydan
82 yaşındaki Ayhan Aydan, Menderes'in resmini başucunda saklıyor Her akşam onun için dua ediyorum

Bir dönem Başbakan'ın sevgilisi olmuş Ayhan Aydan, hâlâ onun resmini başucunda saklıyordu. Gerekçesini "Sevgililer Günü"ne yaraşır, sade bir cümleyle açıkladı: "Onu çok sevdim!"
Uçağım İzmir "Adnan Menderes" Havaalanı'na iniyor. Birazdan, havaalanına adını veren Başbakan'ın sevgilisiyle buluşacağım. Ayrılmalarından tam 50 yıl sonra...
1990'da "Demirkırat" belgeselini yaparken aramıştık.
Görüşmek istememişti.
Sonraki yıllar boyunca hem kendisinin, hem Menderes'in akrabalarıyla, yakın arkadaşlarıyla konuştum. Ona dair anıları dinledim.
Adnan Menderes'le aşklarına dair yazılan romanları okudum, sahnelenen oyunları seyrettim.
Yassıada tutanaklarını, gazete haberlerini elden geçirdim.

Gazetecilere yasak kapı
Herkes öykünün bir kısmını biliyordu. Lakin bütün verileri bir araya toplayınca ortaya gerçekten trajik bir aşk hikâyesi çıkıyordu.
Geçen 15 yılda konuya ısrarlı ilgim karşısında birkaç kez telefonla görüşmeye razı olmuştu.
Yüz yüze görüşme ise, nihayet ılık kış güneşinin ısıttığı bugün İzmir'de gerçekleşecekti.
Alsancak'taki deniz manzaralı dairenin kapısını çaldığımda heyecanlıydım.
Bir dönemin tanığıydı içerideki kadın...
Üstelik o dönem kapandıktan sonra kendisi de içine kapanmış, o dönem hakkında konuşmayı, anılarını yazmayı hep reddetmiş, fotoğraf çektirmemiş, evine gazeteci sokmamış, ısrarla susmuş, susmuştu.
Bir ayrıcalığı yaşadığımın farkındaydım.
Rahatsızdı. Geniş, ışıklı salonun kanepesinde uzanmıştı.
Çıkık elmacık kemiklerinin biçimlendirdiği yüz örtüsü yılların yorgunluğunu ele verse de, yarım asır önce opera sahnelerini titreten billur sesi tazeliğini koruyordu.
Evin duvarlarında, 50 yıl önce Başbakan'ı baştan çıkaran o Ava Gardner çehresi gülümsüyordu. Bir de yağlıboya tablolarla son eşinin fotoğrafları...
Sehpalarda biblo filler vardı; başucunda her daim yanında olmuş vefakâr arkadaşları...
Servete boğulmuş bir mazi alameti yoktu ortalıkta; tersine tevazuun işaretleri vardı.

Suskun kahraman

Adnan Menderes yaptı diye zina gizleniyor ve adı da aşk konuyor. (Gerçeğin objektifinden: Ben Onu Çok Sevdim)

Ben Onu Çok Sevdim
Ben Onu Çok Sevdim

Menderes’in Zinasını “Aşk” Diye Yazıyorlar!.. Necati Doğru

Yazı ve şiir tarihi boyunca ne kadar çok tarifi yapıldı: Bir eylem. Bir saldırı. Bedensel ihtiyaç. Ruhsal yücelme. Bir av. Duyguyu metalaştırma. Kirlenmenin bir başka yolu. Hürriyetten kaçmanın bir başka aracı. Kendini esir kılmanın cinneti.
Bir duygu.
Bir oyun.
Hormonun dürtmesi.
Bir kişilik gösterisi.
Ruhsal bir problem. Bir mikro görüntü. Bir pataloji. Bir sahne oyunu. Kişinin özveri ihtiyacını; “Senin için ölebilirim” diye ifade edebilmesinin bir başka biçimi.
Saf sevgi.
Bir sahiplenme.
Tekelci bir ihtiras.
Bir bakıma sapıklık.
Aşırı ego şişmesi.
Kişinin “aklın ışığı dışına çıkarak” kendine biçtiği bir seneryo. Travmatik bir deneyim. Bir tür “terapi” diyen de var. Bence en iyi tarifi büyük şair Neyzen Tevfik; “Çıt işitsem gelen odur sanırım…” dizesiyle yapmıştır. Son 20 yıl içinde bizim gazetelerde bazı arkadaşlar; kendilerini “aşkın yazarı” olarak ilan ettiler. TV programları da yapıp, “aşkların belgeselini” makas-macun-kes-yapıştır yönetmiyle çektiler, çekiyorlar.

***

Varsın çeksinler.
Aşk yazarı olsunlar.
Kimseye zararı yok.
Fakat “İnsan Atatürk’ün aşkları…” derken dün gazetelere baktım eski başbakanlardan rahmetli olmuş “Adnan Menderes’in yarı yaşında bir opera sanatçısı kadına devlet desteğiyle kotarılmış zinasını” da cinsel amaç taşımayan saf sevgi unsurlarıyla bütünleşmiş bir yüce aşk diye yazdılar.
Ayıptır!
Aşka haksızlıktır.

Denilecek ki "Evliler de sever." İyi de birader insan her gün yeni birini mi sever? (Gerçeğin objektifinden: Ben Onu Çok Sevdim)

Ben Onu Çok Sevdim
Denilecek ki "Evliler de sever." İyi de birader insan her gün yeni birini mi sever?
(Gerçeğin objektifinden: Ben Onu Çok Sevdim)


"Büyük aşkın'' bilinmeyen ayrıntıları!
'Menderes, Ayhan Hanım’ı babasından ister gibi kocasından istedi'

Opera sanatçısı ve Adnan Menderes’in ’büyük aşkı’ Ayhan Aydan, dün son yolculuğuna uğurlandı. Aydan’ın ölümüyle bir dönem de kapandı. Yazar Yılmaz Karakoyunlu bu tarihi aşkı, ’Yorgun Mayıs Kısrakları’ eserinde su yüzüne çıkmamış ayrıntılarıyla kaleme almıştı. İşte kitaptan çarpıcı anılar...

Perşembe günü 85 yaşında İzmir Alaçatı’da hayatını kaybeden Ayhan Aydan kuşkusuz Türk operasının en önemli seslerinden biriydi. Ancak adını asıl duyuran, Adnan Menderes’le yaşadığı aşk oldu. Korkunç Yassıada Günleri’nde sevdiği adamı, herkesi tir tir titreten Başyargıç Salim Başol’un karşısında “Ben bu adamı sevdim hâkim bey, siz sevginin ne olduğunu bilir misiniz?” sözleriyle savunacak kadar güçlüydü aşkı. Ve aynı ölçüde karşılıklıydı. Adnan Menderes, evli olmasına rağmen ilişkisini saklamadı. Hatta “Yorgun Mayıs Kısrakları” adlı anı romanı kaleme alan Yılmaz Karakoyunlu’nun deyimiyle, “Babasından ister gibi istedi, Ayhan Hanım’ı kocasından...” Menderes’in asılmasının ardından neredeyse yarım asır sürecek bir sessizliğe gömülen Ayhan Hanım, ilk kez Karakoyunlu’ya anlatmıştı anılarını. İşte kitaptan yasak aşkın en mahrem ayrıntıları...

Evliliği nihayete erdireceğim

Ayhan Hanım eşinden (Orkestra şefi olan Hasan Ferit Alnar) boşanmak istiyordu. Adnan Bey de aynı fikirdeydi. Ve Adnan Menderes, “Ferit Bey’le bizzat görüşeceğim” diyordu. Görüştü de (Başbakanlık makamında)... Menderes, Ferit Bey’i kapıda karşılamış, oturuncaya kadar da ayakta beklemişti. Söze Ferit Bey başlamıştı: “Bahsedeceğiniz meseleye birkaç gün önce vakıf oldum. Bir tesadüf bende bu sarsıntıyı yarattı. Doğrusu bu ilişkiyi daha duygu safhasındayken bilmek isterdim.”

Adnan Bey’in ikram ettiği sigarayı aldı ama yakmadı. Kül tablasının yanına koydu: “Bu ilişkiyi sadece sizin cesaretinizin sağlamış olmasını mümkün görmüyorum. Ayhan’ın kolayca farkına varılmayan bir apaş yanı vardır. Münasebetlerinizin çok ilerlediğini ve hatta ev halkının desteğini bile aldığınızı öğrendim. Evliliğin nihayete erdirilmesi için avukatıma talimat verdim. En kısa sürede bu karar alınacaktır. Bu arada sizin de ziyaretlerinizi seyrekleştirmeniz hepimizin haysiyeti açısından takdire şayan davranış olur.”

Adnan Bey ne diyeceğini şaşırmıştı. İnisiyatifi Ferit Bey ele almış ve görüşmeyi istediği gibi sonuçlandırmıştı. Adnan Bey bu görüşmeyle ilgili olarak arkadaşı Ethem Bey’e, “Beni hiç yormadı. Hiçbir ricama hacet kalmadan istediklerimin hepsini verdi. Ama beni görüşmekten men etti” demişti...

İnönü: Gömün bu bahsi

Bu güne değin en çok tıklanılanlar